Mezuniyete 3 kala tez, sınavlar filan derken etrafını göremiyor insan. Arkadaşlarım, gardaşlarım, cigerlerim; hepinizi şimdikten çok özledim! Şindik burada hepiniz için teker teker hakkında yazısı yazardım ama sizi görmeye vakit bulamayıp buraya bunları yazmakla vakit kaybedersem ayıp olur diye düşündüm. Hem ifşa etmeye de gerek yok diğ mi bütün yaşadıklarımız bizim mahremimizdi. Yeri gelmişken burada da bir kez daha sizleri şöyle aradan fazla vakit geçmeden memlekete bekliyorum =) Bakın burada da davet ettim. Yani daha napiym gazeteye i’lan verem mi? =)

Ay konumdan uzaklaştım tezden bahsedicektim de. Düşündüğümün çok azı gerçekleşti ya. Böyle düşünmemiştim. Halen daha bitirmem gerekirken sonuca inanamayıp ne eklesem diye bakıyorum. Hastalıklı bir süreç oldu. Her şeyi böldü. O yüzden tez’tere koydum adını.

Tez’in adı; Tez’tere

Konusu; Niyet ve ihlas

Hadisleri sıralayan; eö

tevbe estağfirullah =)

Hiç olmadı böyle yaa…

 

YAR O Kİ…

Falan, dağın ardında;
Seslen, seslen, işitmez
Filan toprak altında;
Göz yaşları diriltmez

Neye vardın, vardın da?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir şey göster kadında,
Tılsımını eskitmez

Yar o ki, hep yadinda;
Eskimez ve eskitmez.
Muradı muradında,
Seni bırakıp gitmez

N.F.Kısakürek
(Çile)
1972

AYNALAR YOLUMU KESTİ
Aynalar, bakmayin yuzume dik dik;
Iste yakalandik, kelepcelendik!
Ciktiniz umulmaz anda karsima,
Basimin tokmagi indi basima.
Suratimda her suc bir ayri imza,
Benmisim kendime en buyuk ceza!
Ey dipsiz berraklik, ulvi mahkeme!
Aci, hapsettigin sefil golgeme!
Nur topu gunlerin kanina girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Dogmaz guneslere baglandi vade;
Dislerinde, kopek nefsin, irade.
Gunah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan askin merhamet!
Olur mu, dunyaya indirsem kepenk:
Gozyasi doksem, Nuh tufanina denk?

Cikamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazil, Cile
1956

“Benim Gönlüm Değişirse, Dünya Değişir”  …     Bir  söz…

Senin dünyan değişir. Hem de gönlünde olanların, gönlünde olduklarının. Her koyun kendi bacağından asılmaz. Asılır da sadece kendini olmaz zararı. Kokusu tüm mahalleyi kaplar.

Hikaye edilir ya hani, satır arası’nda. Dostluk üzerine. “Bir tokata lale bahçesini bozmayız” der de büyükler genç şaşırır olanlara. Gerçek dostlukların eskide kaldığı isbat edilmiş olur böylece. Kabul etme istediğin kadar. Hayır, de. Şimdi de güzel, hakiki dostluklar var de. diyebilir misin? Nasıl isbat edersin? Var mı nefsine başkasını tercih eden? Karşımdakini alacağıma ayaklarımın altına öfkemi, inadımı aliym diyen? En dost insanlar bile bunu yapmayı küçüklük olarak görürken isbat edebilen olur mu canlı, yaşayan kardeşlikleri. Herkesin eklinde tabancalar var artık. Kolay insan kazanıyoruz demek ki tek kurşunla öldürüp arkana bakmadan gitmek zor gelmiyor. Kimsenin hayatında tek insan yok ki. Teselli bulur ne olucak yani? Niye katlansın sana? Niye geçmişe, sözlere bağlı kalmak zorunda olsun? Canın yaktın sen onun. Bittin. Hakkın vurulup ölüne de tekme atılmasıdır bu durumda.

Boşuna uğraşma. Sen onun kurşununa bile değer verip o aşağılara layık değil diye kafanı kaldırır, ayakta karşılarsın belki. Saplanıp fonksiyonlarını bitirdikten sonra da pişmanlık duymaya gerek yoktur. Daha önce de vurulmuş, kalkmış yürümüştün. Yine kalkabilsen yürür gidersin dimİ? Senden adam olmaz. İnsanda biraz gurur olur. Kapa çeneni de ağla. Sana düşen budur.

Ve sakın ‘ah’ deme. Sen her şeye kıymet vermedin mi? O zaman buna da içinden kıymet ver. Ama tek başına. Kimse bilmesin. Kabullen artık. Belki kefenlenmezsin bile. olsun. Dert mi yani? Vuran da o olsun, atan da. Kimse sözünde durmasın. ‘hoştur bana senden gelen’ dediğini unutsun. Ama sen unutma. Böyle kanıtla. Canınla kanıtla. Gerçek dostluklar olduğunu isbatla. Ama maziyle arasında ki farkı da anla. Şimdi dostluklar tek kişilik. Yanlızken tek başınayken dostunlasın artık. Varken yoktur. Kendisi için. Olmak istemediği için. Kıymetin yoktur.  Sonra gerçekten mevlaya gidersin belli mi olur. Okuyup sınava girmek gibi değil kulluk. Bedel vererek öğrenirsin bazen.

Ben buradayım, gitmedim. Sadık’ım. Belki giden yine gelir. Kanları görür içi sızlar. Kapatmaya çalışırsın. İçinin sızlamasını da istemezsin.

Ve dersin; “biz bir kurşuna lale bahçesini bozmayız.”

Sonra toprak olursun belki de. Ama dost kalırsın. Halık bilir sadece.

İsbatlamış olursun belki de. Bağırırsın. ‘Ben dostum’ diye. Bu söze bir can az bile.

Sağlam durmak lazım. Bir kaç gün önce bulunduğun yere sen ve can’ın şükrederken bakmışsın canın seni terk etmiş. Sonra.. Belli zaten…

ene asifun!  ene asifun cidden!

=(

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Bu benim lale’m. Diğeri de arkadaşımın nergisi. Nergis bizde babamızın, lale ise Allah (cc)’nun simgesidir. Bu mucizelerle ders dinlemek büyük bir lutuf oldu. Lalemin boyu çok uzun. Bu yüzden boynu bükülüyor. Mütevazi. Rengi de çok hoş.

Kendimi tanırken yani bununla ilgili gönderilen formu doldururken beni mutlu eden şeyleri de yazmıştım. Ama lale’nin bunlar arsında olduğunu bilmiyordum. Formu gönderdikten sonra hakkımda bir şey daha öğrenmiş oldum.

Beni mutlu eden bir lalemin olması yada hediye almak değildi esasında. Bunu biliyorum, kendimi tanıdığım kadarıyla. O bana kimden gelmişti hakikatte onu hissediyordum. Her hediyenin hikmetin sahibinden gelmişti şüphesiz. O kadar güzeldi ki o lale benim ağlayarak arkasına saklanıp ‘kurtar beni ne olur’ demek istediğim zattan beni teselli etmek için gelen bir şeker gibiydi.

Araştırdım sonra, ona nasıl daha iyi bakabilirim diye. Öğrendim ki kısa süreli açıp bir yıl boyunca bakıma ihtiyaç duyuyorlarmış. Bir de soğansızsalar kesilip gelmişseler, dikilmiyorsalar daha kısa süre de ölürlermiş. Kabul etmek zor. Ama bu güzellik yok olucak. O zaman ona göre sevip gidince yıkılmamak lazım…

Bu acının daha büyüklerini yaşayarak, 2 kişi sebebiyle olduğu halde tek başına acı çekerek, ve daha neler neler.. Öğreniyoruz bir şeyler. Lalemize de bu gözle bakıyoruz.

Hiç bir şey kaybetmek istemiyorum. Hele ki seni… Anlaşılmaya muhtacım. O da olmayacaksa, olsun! Yine de ol. İçim sevgi ve merhametle doluyken sana karşı, başka hiç bir şey gelmiyor elimden. Kırgınlıklarımı unutuyorum. Bundan hep aynı şeyleri yaşıyorum. Hayırlısını istiyorum… 

İnsan yakınlaştıkça yaklaştığından ayrı,

Belli ki yakınımız yok, Allah’tan gayrı…